Şehirleşirken unuttuklarımız.

Dağların yamaçlarından koşarak indiğimiz, buz gibi suyundan içtiğimiz, ağaçların birbirine sarıldığı, denizi görmeden kokusundan hissettiğimiz, coğrafyada üzerinde yaşıyoruz.

Sular her zamankinden daha gür akmaya, yeşil her zamankinden daha yeşil olmaya, kuşlar her zamankinden daha güzel ötmeye, toprak yağan yağmurdan daha fazla beslenmeye çalışıyor. Yaşam var olmak için değil devam etmek için uğraşıyor. Peki bizler tüm bu uğraşın neresindeyiz ve ne yapıyoruz?

İnsanlar yerleşik hayata geçiş süreçlerinde alışkanlık ve kendi aralarındaki ilişkiler başta olmak üzere yaşamlarında büyük değişiklikler meydana geldi. Yaşadıkları alanları ve çevrelerini değiştirdiler. Gerektiğinde ağaçları kestiler, tehdit edici yırtıcıları öldürdüler, su yollarına setler kurdular, ektiler, çoğalttılar, tükettiler ve tekrar ettiler. Ne için? Yaşamak için. Daha sonra hızla çoğaldılar. Artan nüfusla daha çok alan değişmeye başladı. Yaşadıkları alanlar giderek doğal süreçteki halini yitirip, farklı bir biçime evirildi. Buna köy kasaba kent eyalet ülke dediler.

Bir fırtına çıkar, akarsudaki tüm sazlık yere yatar, kimisi kopar suya kapılıp kendini denizde bulur. Her yer dümdüz olmuştur. Yaşanacak bir yer kalmamıştır. Ancak iki gün sonra bir bakarsın, sazlık doğrulmuştur. Bir ay sonra yeni filizler suyun içinden gökyüzü ile buluşmaya başlar. Sazlığa yaban hayatı yerleşmeye ve kendi aralarında ilişkilere başlar. Böcekler, balıklar, çiçekler, memeliler bildikleri bir düzeni kurar ve geçmişi unuturlar. Peki üzerinden asfalt geçirdiğiniz bir orman? Kıyısına beton döktüğünüz bir nehir? Sahilini kirlettiğiniz deniz? Unutur mu dersiniz? Eskisine döner mi?

Dünya’nın sadece insanların var olmadığını uzun zaman önce unuttuk.

Kentlerimizi kurarken oyun alanları, yürüyüş yolları, betondan kuleleri, süs havuzları ve daha nicesini yaptık. Ne için? Kendimiz için. Peki elinden sorgusuzca aldığımız doğa ne oldu? Ona da ayıp olmasın diye parklar inşa ettik. Hani şu coğrafyanın özelliğini taşımayan ağaç ve çiçeklerin olduğu. Yaban hayatının yuva yapabileceği bir yeri bırakın bir insanın dahi açıklıktan zor oturacağı yerler.

Toprağa hasret kaldırım taşlarına muhtaç bir kirpinin tek beklentisi bir avuç kedi maması.

Yaban hayatını unutup hayatımızdan çıkardık. İnsanların yaşayabileceği (?) alanları çoğalttıkça diğer canlıların yaşam alanları daraldı. Yerleşik hayata geçmeye başladığımızda hayvanlar ve bitkileri kendimize göre ayarlamaya başladık. Hangisinin hangisi ile birleşmesi gerektiğine karar verdik ve yapay bir seçilim gerçekleştirdik. Bunun sonucunda yeni türler ortaya çıktı. Şu an etrafımızda arkadaş olarak gördüğümüz kediler ve köpeklerde onlardan. Ama bizler onlara dahi gereken değeri vermedik. Bizimle yaşaması gereken evcil hayvanları sokaklara terk etmeye başladık. Kendilerine ait olmayan kentler içinde çoğaldılar, hastalıkları kendi aralarında yaydılar ve acılar çekmeye devam ediyorlar. Onlar sokaklarda arabaların altında can vermeye, hastalıklardan yaşamlarını yitirmeye, açlıktan can çekişmeye ve yaban hayvanlarına tehdit olmaya layık değiller. İnsanların bu sorumsuz davranışları neticesinde evcil ve yaban hayatı karşı karşıya geliyor. Bunun sonucunda yaşam alanları daralan yaban canlıları bizden daha hızlı uzaklaşıyor. Kuşlar, sincaplar ve diğerleri de doğanın derinliklerine sıkışmaya başlıyor. Ne kendimiz için evcilleştirdiğimiz canlılara değer verdik ne de yaban hayattakilere.

Şehirlerde yaban hayatına yer ayırmadığımız gibi şehir dışındaki alanlarını da daraltıyoruz. Eğer evcil hayvan ve yaban hayvanı karşılaşması ile karşılaşır fotoğraflarsanız Evcil x Yaban çalışmamız için bize destek olabilirsiniz. Bu çalışma ile hem evcil hayvanların hem de yaban hayvanların ne kadar zarar gördüğünü araştırıyoruz.  # evcilxyaban etiketi veya evcilxyaban@gmail.com e posta adresinden iletebilirsiniz.

Yaban hayatı dediğimizde aklımıza vahşi yaşamlar geliyor. Ancak durum böyle değil. Kilometrece uzaktan sadece bir dalda dinlenmeye gelen bir kuş, çiçekleri dolaşan bir kelebek ve onun konduğu çiçek hepsi yaban hayatının bir parçası. Onlara yanımızda sığınabilecekleri, beslenecekleri ve yaşayabilecekleri alanlar bırakmalıyız. Yaşam sadece bize ait değil. Dünya tüm canlılar ile yaşanabilir bir alan.

Gökçe Coşkun

Share on facebook
Facebook
Share on google
Google+
Share on twitter
Twitter
Share on whatsapp
WhatsApp

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir